Değişmez Denen Adam Değişti...
Değişmez Denen Adam Değişti...
Bütün devrimler güzeldir, eğer halkın mutluluğunu amaçlıyorsa. Çünkü her insanın kendinde bulabileceği bir şeyler vardır devrimlerde.
Toplumsal başkaldırı sonucunda siyasal sistemlerin değişimi, siyasi iktidarlar tarafından devletin yeniden yapılandırılması,bir partinin demokratikleşme yönündeki değişimleri veya bireyin iç dünyasında kopan fırtınalar sonucu büyük köklü değişimler göstermesi.
Her biri bir devrim olup her insan bunlardan herhangi birinde kendine uygun bir rol bulabilir.
Hangi alanda olursa olsun, her devrim, halkın değişim talepleri doğrultusunda gerçekleşir.
Talep olmadığı takdirde, statükonun egemenliğine teslim olmak kaçınılmazdır.
Özetleyecek olursak, devrimin-değişimin ilk koşulu insan iradesinin ortaya konması ile birlikte yer ve zamanın önemi göze çarpmakta.
Artık 21.yy’da bilgi çağının yaşandığı bir dönemde silahlı halk hareketleri ile demokratik toplumlarda devrimler söz konusu olamayacağına göre, ülkemiz açısından da bu tür bir tehlikenin varlığı dahi söz konusu olamaz.
Ama bazı konularda da ülkemizin köklü değişimlere gereksinim duyduğunu sanırım herkes kabul eder.
Kimse kusura bakmasın. Aktif siyasetin içinde yer alan siyasetçiler değişim ve dönüşümün erdemlerinden söz etmeyi çok sevmekle birlikte bir arpa boyu yol alamadıklarını görüyoruz.
Bu durum, sağcısı, solcusu, İslamcısı, dincisi, dinsizi, liberali, muhafazakarı, bu konuda iddia taşıyan kim varsa herkes için geçerli.
Devrim, değişim ve dönüşüm sözcükleri, siyasetçiler tarafından, topluma yaranmak adına, bir ikna aracı olarak kullanılmakta olduğu görülmektedir.
Şüphesiz ki, bu kavramların hayat bulması, toplumların menfaati gereğidir.
Ama bu söylemlere rağmen, kurumların, müspet yönde değişimlerini sağlamakta büyük zorluklar yaşadığını biliyoruz.
Bu zorluğu aşmanın başlangıç noktasının, etkileşim olduğu mutlaka görülmelidir.
Çağdaş dünyadan uzaklaştıkça, kurumlarda olduğu gibi toplumlarda da değişimler sancılar içermekte.
Köklü değişimlere taraf olabilmek için an be an olayların içinde olunmalı veya yakından takip edilebilmelidir.
Telkinle değişimin gerçekleşmesinin zorluğunu herkes bilir.
Okuduklarından dolayı, dünya görüşünü değiştirenlerin nicelik olarak yetersiz kalışını kim inkar edebilir.
Montaigne, “İnsanlara en adil dağıtılan nimet akıldır, çünkü kimse aklından şikayetçi değildir” der.
Kolay mı böylesi durumlarda kişinin ve buna paralel bireylerin oluşturduğu kurumların dönüşümü ve değişimi.
Eğer kişi, bulunduğu ortamdan farklı bir ortama geçiş yapabildiği sürece değişime kucak açabilmektedir.
Tabi, bir çıkar ilişkisi içinde değilse eğer, değişim büyük değer kazanmakta.
Bir adam düşünün, 1950’li yıllarda Anadolu’nun herhangi bir köyünde yaşayan, kendi halinde, kimsenin hakkına hukukuna karışmayan,dini inançlarına sıkı sıkıya bağlı ve geçim kavgası içinde olsun.
Ayrıca bu adam, siyasete ilgi duyan ama o köyde herkesin sol’a oy verebileceği ama onun asla vermesinin mümkün görülmediği fanatik bir Demokrat Parti savunucusu olsun.
Bu temiz kalpli, düşüncelerinin doğruluğundan asla şüphe duymayan bu adamın değişmesinin kolay olduğunu söyleyebilir misiniz? Şüphesiz ki hayır demek gerçekçi bir yaklaşım.
Ama bu adam, köyünden kalkıp ailesinin geleceğini kurtarmak,çocuklarının okumalarını veya meslek sahibi olabilmelerini sağlayabilmek için,İstanbul’a göç ediyor ve güç bela bulduğu fabrika bekçiliği işi ile beş çocuklu bir ailenin geçimini temin etmeye çalışıyorsa artık değişim başlamış demektir.
Bir de bu, 60’ların sonu ile 70’li yılları kapsıyorsa, emek ve sermaye çelişkisinin had safhada yaşandığı ve sömürü düzeninin en acımasız dönemleri ise bir emekçi olarak bu adamın emek hareketlerinden etkilenmemesi söz konusu dahi olamaz.
Hayatı boyunca,sol’un din karşıtı bir anlayışı temsil ettiğine inandırılan bu adam dini duygularından dolayı o dönemdeki sol söylemlerin ve hak arama kavgasının haklılığına işaret etmekle birlikte,ancak sola oy veren bir yurttaş konumuna dönüşmesinin altında yatan gerçek etkileşim olup dinin sermaye çevrelerince kendi tekelleri altına alınması ve siyasete alet edilmesinin insan topluluklarının değişim ve dönüşümlerinde nasıl engel oluşturduğu açıkça görülmektedir.
Sizlerle paylaştığım bu gözlemim somut olup, değişmez denen adam değişmişti. Çünkü bu adam ölümüne kadar yine ibadetinden hiç taviz vermeden değişime uğrayan, sosyal demokrasiye gönül verip, solun din karşıtlığı olmadığının farkına varabilen ve her daim rahmetle andığım sevgili babamdı. Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

