Siyasette Sürgün ve Yansımaları...
Siyasette Sürgün ve Yansımaları...
Sürgün hayatı zordur, hele yaşadığın topraklardan zorla koparıldıysan. Bir daha geri dönememe endişesi, sevdiklerinden ve doğup büyüdüğün topraklardan uzak kalma, yani sıla özlemi, insanı yer bitirir, tüketir. Tarih boyunca, sürgün hayatına maruz kalmış, geniş halk toplulukları olduğu gibi,bireysel olarak aynı yazgıyı yaşayanlarında olduğunu biliriz.
Sebebi ne olursa olsun,sürgün hayatı zamanla,zor da olsa,sürgüne maruz kalanlar tarafından kanıksanmaktadır.Çünkü,yaşanan o zor günlerde,sana kucak açan toprakların,vatan olarak benimsenmesinin doğruluğuna kim ne diyebilir ki?.Fakat sürgün hayatı,tedavisi asla mümkün olmayan bir acı olarak,insanın yüreğinde sonsuza dek hissedilmekte.
Bundan 130 yıl önce,Çarlık Rusya’sı Gürcistan’ında her türlü baskı ve zulme maruz kalarak göç etmek zorunda bırakılan bir toplumun ferdi olarak,atalarımın yaşadığı topraklara dönüşü değil ama,bir kez olsa da görme hayali, içimde bir uhde olarak durmakta.
Buna bir nevi sıla hasreti diyerek,asıl konumuza dönelim.Yazının başlığında da işaret ettiğim gibi,amacım siyasette sürgün temasına değinmek.
Her tür sürgün girişiminin altında, bir siyasi güç yatar. Sürgün, bazen bulunduğun kurumdan ihraç edilmek,kimi zaman bireysel ayrılma tercihini kullanmak, kimi zaman kitlesel bir biçimde inançlarını,doğrularını hayata geçirebilmek için yeni ufuklara yelken açma hakkını kullanmak ve kimi zamanda yaşadığın topraklardan zorla sürülmek veya mübadele şeklinde tezahür edebilir.
Bu tercihlerin her birinin haklı gerekçeleri olabileceği gibi, haksızlıkları da içinde barındırma ihtimalini göz ardı edemeyiz. Siyasette, kitlesel ihraçlar veya kitleler halinde ayrılma tercihleri, zaman içinde acı sonuçlara sebep olduğunu yaşayarak gördük.
Hiçbir zaman yaşanması arzu edilmeyen ve kitlesel ayrılmalar şeklinde tezahür eden yeni arayışların ana gövdeye verdiği zararları görmezden gelemeyiz.
Hiç kimse, yerinden, yurdundan veya bağlı olduğu kurumdan uzaklaşmayı, kendini toplumsal kavgadan tecrit etmeyi istemez ama inandığı değerleri hayata geçirme noktasında düştüğü çaresizlik, insanın yeni arayışların peşine düşmesine sebep olur.
Demokrasinin içselleştirilemediği bir ortamda, yeni ufuklara yelken açma zorluğunun yanı sıra kader arkadaşlarının yarı yolda ihanetleri ile yüz yüze kalmanın, hiç de sürpriz olmadığını görmek büyük hayal kırıklıklarına sebep olmakta ve bir daha asla unutulamamakta.
Yinede insanın, düşüncelerinin hayat bulması yolunda verdiği kavga nedeniyle, siyasi pişmanlık duymasının söz konusu olmadığı gerçeği bilinmelidir. Fakat yaşanan dağınıklığın yaşanmaması, birlik ve beraberliğin tesisi,demokratikleşme yönünde atılacak adımlarla sağlanabileceği gerçeği artık görülmelidir.Bu yolda atılacak olan her adımın geniş çevrelerin kucaklanmasına sebep olacağı asla akıldan çıkarılmamalıdır.
Özellikle sosyal demokrat çevrelerde demokratikleşme sinyallerinin yayılmaya başladığı şu günlerde irili ufaklı yapıların bir potada toplanması için kurumsal saygının yanı sıra ortak aklın egemenliğine dayalı bir yapı vaadiyle, birlik ve bütünlüğün oluşturulması ve bunun hedeflenmesinin doğruluğuna işaret etmek istiyorum.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
