Yaşadığımız dünyada güven, yaşamın ilk basamağıdır. Su, hava, barınma temel ihtiyaçtır ama güvenli olanı.
Güç, insanı güvende hissettirir. Devletin ve siyasi iktidarın güçlü olması, millete huzur verir.
Türkiye, siyasi yapısının parametrelerini değiştirdi. Devlet sisteminde yeni şekillendirmeler yaptı. Dünya ticari ve siyasi sistemine daha yakınlaştı. Akıl ve güç sahipleri ile direkt temas kurdu.
Bu durum, dünyadaki sıralamasını üst katlara çıkardı. Savaşta ve barışta, ticarette yeni alanlar açtı.
Siyasi iktidar ve devlet, bu durumda başka güç tanımları yapmaya başlar. En kritik yol ayrımı burası.
Gönülde olmak, onun için artık çok bir şey ifade etmez. “Ne yapabilir?” sorusunu, sadece kendi gücü ve karşısına aldığı her neyse, ona gücü kadar değer verir.
Hatır, gönül olayını artık müşkülat görür. Artık bu işler onu yorar. Hep destek ister.
Kazandığı güç sayesinde güçsüz olanla daha az temas kurar. İnsan odaklı çalışmayı bırakır. Güç ile çalışır.
Artık o kadar önemli işler yaptığına inanır ki güçsüz insan ona tam bir müşkülat olur. Olur da bazen...
Ancak güç aldığı yapı da aynı düşünür. Yani bir gün vazgeçer, müşkülat görür sizi.
Ebu Hakem iken bir yetime güç ve kuvvet, yetki ile vazife verilir. Artık geri dönüşü olmaz. Artık sonsuza kadar Ebu Cahil kalırsınız.
Bu tanım, ufaktan büyüğe doğru her takıma uyar.
