İSTANBUL...
İSTANBUL...
Yıllar önce İstanbul hakkındaki düşüncelerimi değişik ortamlarda da olsa da paylaşmıştım. İnsanın içini acıtan ve bu şehre reva görülen uygulamaları gördükçe yaşadığım duyguları iki bölüm halinde bir kez daha sizlerle paylaşma gereği duyuyorum.
Sıla özlemi farklı bir duygu. Nice şarkılara,türkülere,şiirlere konu olmuş olmasına ama yinede bu hasreti yaşamak için her birimiz Anadolu’nun dört bir yanından akın akın akmaşız uzaklara.Özelliklede İstanbul’a.Bizleri sağa sola, rüzgarın yaprağı savurduğu gibi savuran, sıla hasretini yıllarca içimizde yaşatmamıza sebep olan ne olabilir ki?
Aslında sebep çok olsa da yoksulluk, işsizlik,çocukların eğitimi gibi nedenler bizleri yeni arayışlara itmekte.Giderken de ilk göz önünde bulundurduğumuz nokta hemşehrilerimizin ikamet ettiği yerleri tercih etmek.
İyi bir eğitim,iyi bir gelecek şüphesiz ki her insanın en doğal hakkı.Yalnız kabul etmek gerekir ki göçlerin birtakım sorunları da beraberinde getirdiğini görüyoruz.Bu sorunların çözümünü hasır altı etmek,yaşadığımız şehre karşı işleyeceğimiz en büyük ihanettir.İvedilikle çözülmesi gereken sorun,yaşadığımız kent’e yaşatamadığımız hemşehrilik duygusunu pekiştirmek olmalıdır.
Tren otobüs,uçak gemi gibi toplu ulaşım araçlarında seyahat ederken yanımızda oturan şahsa sorduğumuz ilk soru nedense ‘nerelisin hemşehrim’ olduğu hepimizce bilinmekte.Sanki çok önemli imiş gibi.
Kaynağını hatırlayamamakla birlikte bir yerde okuduğumu hatırlıyorum.Bir toplumun gelişmişlik ölçüsünü belirleyebilmek için “Teşekkür ederim” ve “ Nerelisin hemşehrim” deyimlerinin ne oranda kullanıldığı ile ilişkilendirilmektedir.
’Teşekkür etmek,ağırlıklı olarak modern gelişmiş toplumların,memleket sorma ise gelişmemiş ve gelişmekte olan toplumların göstermiş olduğu reflekslerdir. Maalesef bu konuda toplum olarak sınıfta kalmamız acı ama gerçek.
Herkesin kendi geleceğini tesis etmek, çocuklarımızın eğitimini sağlamak,ekonomik sıkıntılarımızın giderilmesine ev sahipliği yapan bu şehre karşı sorumluluklarımızın olması gerekmez mi?
Hemşehrim, aynı il’den olan insanlara söylenen dost,arkadaş,ahbap anlamında da kullanılması, hemşehrisi olmadığı halde sıcak kanlılıktan kaynaklanan bir söylem veya alışveriş yaparken pazarlıkta kullanılmaya müsait bir hitap olarak görülmemelidir.
Yaşadığımız şehirde de hemşehrilik duygusunun kaybolması,pekişmemesi insanların birbirine karşı yabancılaşmasına sebep olmaktadır.Aynı apartmanda yıllarca beraber oturan insanlar maalesef birbirlerini tanımadıklarına şahit olmuyormuyuz.Yaşadığımız şehir İstanbul olduğuna göre buradan hareketle değerlendirmelerimizi sürdürelim.
İstanbul belki de dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hızla yıllardır göçlere kucak açmaktadır.Nice imparatorluklara,medeniyetlere ev sahipliği yapan ve yapmaya devam eden İstanbul’un kendine has dili,ekonomik, sosyal,kültürel yaşamda ülkemizin kalbi olan bir metropol olduğu gerçeği inkar edilemez.
Fakat bu bilim ve kültür şehri her geçen gün özelliğini yitirmekle birlikte maalesef ne olduğu belli olmayan bir ucube şehir haline dönüşmekte ve kaygı verici bir hal almaktadır.İstanbul’un bu duruma gelmesinden özellikle iktidar partileri başta olmak üzere toplum olarak da sorumluluk altında olduğumuzu düşünüyorum.Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
