Önce ANAP sonra DSP,sıra AKP'de mi?
Önce ANAP sonra DSP,sıra AKP'de mi?
Toplumsal algılar kısa vadede değişmiyor.
Muhafazakar yapı,algıların sabit kalmasını tetiklemekte.
Yerleşik algılara verilebilecek en somut örnek,Türk toplumunun %70’inin sağ,%30’unun sol eğilimli olduğu.
Seçim sonuçları çoğu zaman doğrulasa da bilimsel gerçeklikten uzak bir iddia.
Düşüncenin standardı yok.
Halk sağa, sola angaje olurken, din’e ve milliyetçiliğe de yönelebilmekte.
Her ikisinin dışında kalan büyük bir kitlenin varlığı da göz ardı edilmemeli.
Bu kitle, farklı alanlara yönelerek toplumsal dönüşümlere ve değişimlere ışık tutabilir.
Bu konuda siyasi tarihimiz, oldukça zengin olsa da iki örnekle yetinmeye çalışalım.
1. 1989 yerel seçimler..
12 eylül cuntasının, altın tepside sunduğu, iktidar nimetlerinin hoyratça kullanıldığı bir ortamda, yaşanan toplumsal dalgalanmaların, dikkate değer sonuçlar doğurduğunu görmemiz açısından, önemli bir seçim olup ANAP’ın yaşadığı drama şahit olduk.
ANAP’ın yaşadığı yenilginin altında yatan gerçekler neydi?
Her şeyden önce iktidar olmanın sarhoşluğu.
Aile çevresinin lüks yaşama esir düşmesi.
Yolsuzluk dosyalarının gündemi işgal etmesi.
Yoksulluk sarmalında çaresizlik yaşayan halkın isyanı.
“Ben zengini severim”,”Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz”,”benim memurum işini bilir” gibi toplum vicdanını yaralayıcı söylemler.
1989 yerel seçimleri SHP’nin zaferiyle sonuçlandı.
Bu zafer İstanbul ile sınırlı kalmayıp belediyelerin 2/3 sahip olan bir SHP ile yüzleştik.
Bir diğer sebep de iktidarın halk nezdinde yarattığı tedirginlik,gelecek korkusu ve biriken öfkenin seçim sandığına yansımasıydı.
2. 2002 Genel seçimler…
1999 da DSP birinci parti.
DSP lideri Sn.Bülent Ecevit liderliğinde,ANAP-MHP iktidarın bileşenleri olarak Türkiye cumhuriyeti 57.nci hükümeti kuruldu.
2002 de ise üçü de baraj altında kalıp dibe vurdular ve siyaset sahnesinden silindiler.
Hesap yine sandıkta görüldü.
Yaşanan ekonomik krizden kaynaklı acı reçete halka içirildi.
Halkın daha da yoksullaşması, toplumu, yeni arayışlara sevk etti ve İBB döneminde başarılı görülen, Sn.Recep Tayip Erdoğan liderliğinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yöneltti.
Burada dikkat çeken nokta bu radikal değişimlere ön ayak olan liderlerin vasıfları.
İnandıkları değerlere sahip çıktılar.
Risk almaktan çekinmediler.Kendi pencerelerinden bakıldığında devrimci bir ruha sahip görüntü verdiler.
Radikal değişimlere sadece iktidar partileri değil,muhalefet partileri de estirmiş oldukları rüzgarlarla toplumsal ilgiyi kendilerine çekebilme başarısını gösterdiler.
Bu güne dönelim.
AKP’de benzer tepkilerle yüz yüze.
“Barış-Çözüm süreci olarak adlandırılan süreç ile terör’ün son bulması ortak dilek.
Ama çözüm sürecinin dayanağı ise bir muamma.
Yaşanan acılar, bu süreç de, mutlaka halk tarafından değerlendirilmeye tabi tutulacaktır
Ama nasıl?.
Homojen bir yapıya sahibiz.
Algılarımızın köklü değişimlere uğraması sürpriz görülmemeli.
Sn. Başbakan, yeni bir nesil inşa ediyoruz derken çok haklı!.!
12 Eylül’ün zaten bu görevi üstlendiğini ve bu günlerin hazırlayıcı olduğunu sağır sultan bile duydu.
Yerel ve genel seçimler,toplumsal dönüşümün tamamlanıp tamamlanmadığının göstergesi olacak.
ANAP’ın 89’da, DSP’nin
AKP, bu alanda epey yol almış olsa da fatura ödemesini bugünden kestirmek güç.
Faturanın AKP’ye kesilmesinin tek koşulu,toplumsal dönüşümün,tamamlanmamış olması.
Aksi takdirde,başbakanın deyimiyle yeni nesil inşa ediyoruz derken,inşaanın tamamlanmış olması da ihtimal dahilinde görülmeli.
Eğer öyle ise, sol cenahtaki beklentilerin boşa çıkacağı kesin.
Lakin,Taksim gezi parkında çakan kıvılcım,AKP için zor günlerin habercisi gibi.. Bekleyip göreceğiz. Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
