Yanlış bildiğin yolda herkesle yürüyeceğine...
Yanlış bildiğin yolda herkesle yürüyeceğine...
Futbol ile yakından ilgilenenler iyi bilir. İngiltere’de en fazla şampiyon olan ve müzesi kupalarla dolu bir takım var. Liverpool…
Futbol arenasında elde edilen bu tarihsel başarılar, zaman içinde taraftar guruplarını kendine sıkıca bağlamış ve oluşan sevgi bağı adeta efsane haline dönüşmüş.
2006 yılında ülkemizde oynanan ilk şampiyonlar ligi finalinde 80 bin kişilik Olimpiyat stadının Milan ve Liverpool taraftarlarınca doldurulması takımlarına olan sevginin önemli bir göstergesi değil de ne?.
İlk yarısını 3-0 yenik kapatan bir takımın ikinci yarı, sonucu eşitleyip uzatma sonunda penaltı atışları ile şampiyonlar ligi kupasına uzanması unutulur gibi değil.
Takımlarına olan bu sevgi zaman içinde tutku haline dönüşmüş ve bu tutku diğer taraftar guruplarının gıpta ile baktığı “Asla yalnız yürümeyeceksin” sloganını efsaneleştirmiştir.
Bütün takım taraftarlarında olduğu gibi Liverpool taraftarının da ortak paydası yoldaşlık değil takımlarına olan sevgi bağıdır.
Taraftarlar, sosyal,siyasal ve kültürel farklılıklar içinde olsalar da üst kimlik olarak takımlarına olan bağlılıklarını öne çıkmaktadırlar.
Acaba spor alanlarında elde edilen bu başarıların elde edildiği yöntemler, siyaset dünyasında sahnelenme olanağı var mıdır?
Gelin bu soruya doğru cevabı arayalım ve siyaset alanında yaşanan kokuşmuşluğa bir nebze de olsa çare olalım.
Futbol da takımı oluşturan ana unsurlar başkan,yönetici ve oyunculardır.İyi yönetim ve iyi futbolcu başarıyı getirir.Taraftar ise takımın başarısında destekleyici unsurdur.
Siyasetçi ise siyasetin ana unsurudur.Parti çalışmalarını yönlendiren, biçim veren ve ürettiği politikalarla ve uygulamaya soktuğu yöntemlerle başarı veya başarısızlıkta sorumluluk sahibidir.
Parti içi kitlesel hareketlerin gelişebilmesi ve amacına uygun bir yapının vücut bulabilmesi için her anlayışa kucak açmaktan ziyade kartopu misali, yapıya uyum gösterebilenlerin birlikteliği daha anlamlı olacaktır.
Şüphesiz ki siyasette herkesin kendiniz gibi düşünmesini ve yalnızca kendi bakış açınızın doğru olduğu bencilliğini göstermeye hakkı yok.Düşünceye saygı esas olmalı.
Her düşüncenin kendi çerçevesinde oluşturacağı yapılarla ortak paydalar da diğer guruplarla başarılı çalışmalar yapılabilir.
Siyaset için zor,engebeli insanı zaman zaman karamsarlığa iten ve toplumsal duyarlılıkların erozyona uğramasına sebep olan bir uğraş olduğunu biliyoruz.
Zaman içinde yoldaş olarak gördüklerimizin yoldaşlık duygusundan yoksun olduğunu görmek acıda olsa hayatın bir gerçeği olarak karşımıza çıkmakta.
Kısaca birlik olmak,birlikte yürümek güzel ama yanlış bildiğin yolda herkesle yürüyeceğine doğru bildiğin yolda tek başına yürümenin daha erdemli bir davranış olduğuna inanıyorum.Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
