Ah şu politikacılar yok mu!
Ah şu politikacılar yok mu!
Bilinen bir şey var ki siyaset üzerine bir çok tanımlama yapılmıştır. Hepsi de doğru. Ama bu tanımlamalara uygun siyaset yapma hakkını birey olarak tam kullandığımıza şahsen ben inanmıyorum. Yurttaş olarak bu hakkı kullanmama gibi bir tercih içinde olduğumuzu düşünüyorum.
Güven noktasında yapılan araştırmalarda siyasetçiler sınıfta kalmakta. Rant peşinde koşan, toplumsal menfaat gözetmeyen bireyler olarak algılandığını hepimiz biliyoruz..
Genel kanı bu olmakla birlikte toplumsal menfaatleri gözeten siyasetçilere de haksızlık yaptığımızı unutmayalım.
Güvensizlik bir gerçeklik olup bu algının değiştirilebilmesi, insanların siyasete çekilebilmesi hiç de kolay değil.
Öncelikle siyasetçilerin, siyaset kurumlarına, insan kazandırma iradesini ortaya koyup koymadıklarına bakmak gerekir. Hiç kimse, doğuştan siyasetçi olmaz.
Siyasi hayatımıza baktığımızda siyaset kurumlarına, bırakın insan kazandırma iradesini, ışık saçan, üreten yetenekli insanlar, bir kısım siyasetçiler tarafından kendilerine tehlike görüldükleri için siyasi yaşamın dışına itilmeye çalışılmakta, kısaca koltuğu koruma içgüdüsü ön plana çıkmaktadır.
Oysa bu anlayışa karşı toplum, yönetme erkinin kendisinde olduğunu ve bu gücü kullanması gerektiğini algılamalı ve tek çözüm yolunun örgütlü toplumdan geçtiği gerçeğini görmelidir.
Siyasi parti tüzükleri incelendiğinde birçok antidemokratik maddelerin bünyelerin de barındığını görüyoruz.
Demokratik parti yapılanması, toplumun neredeyse tamamının talebi olsa da
demokratikleşme konusunda yaşanan sorunların, karşımıza çıkarılan engellerin nedeni nedir diye sorma ihtiyacımızın da olduğuna inanıyorum.
Kanımca birçok neden olmakla birlikte asıl neden ülkemizde demokrasi kültürünün henüz tam olarak özümsenmiş olmaması.
Cumhuriyetin kuruluşundan çok partili sisteme geçişe kadar ülkenin yeniden yapılandırılması, toplumun ümmetçilikten millet olmaya evrilme çabalarının büyük zorluklar içermesi, cumhuriyete karşı kimi kesimlerce şiddetli direniş gösterilmesinin yanı sıra çok partili sisteme geçildikten sonrada cumhuriyetimizin kazanımlarına yeteri kadar sahip çıkılamadığına şahit oluyoruz.
Her on yılda bir yapılan askeri darbeler ve bu darbeler sonucunda bağımsızlıktan demokrasiden yana olan güçlerin ezilmesi,toplumun sindirilmesi ve en kötüsü darbe gerekçeleri toplumun hafızasına kazınarak destek bulması toplumsal demokrasi kültürünün gelişmesine engel olmuş ve bunun sonucunda siyasi partilerimiz ve yöneticilerimizin de bundan nasibini aldığını görüyoruz.
Siyasi partiler, bu olumsuz görüntülerinin nedeni olarak, seçim kanunu ve siyasi partiler yasasını işaret ederler.
Acaba gerçekten böyle mi? Partilerimiz bu konuda ne kadar samimi!
Bugün itibarıyla on yıla yakın bir süredir tek başına iktidar olan AKP hükümetinin bu konuda çözüme yönelik bir çaba içine girmemesi samimiyetsizliğinin tescili anlamını taşımaz mı?.
Ayrıca %10 seçim barajının korunması ile bu oranda yüksek seçim barajının uygulandığı bir başka ülkenin dünyada olmadığını bilmezler mi?. Dokunulmazlıkların kaldırılmaması ise apayrı bir tartışma konusu,kabul edilebilir bir tarafı yok.
Bu kadar olumsuzlukların içinde CHP’ nin demokratik tüzük çalışmaları sonlanmak üzere. Bu tür haberlerin yaygınlık kazanması ortak beklentilerimiz olmalı.
26 Şubat’ta yapılacak olan tüzük kurultayının tüm partilere örnek olması bir yurttaş olarak en büyük dileğimdir.
Görünen o ki, kendi açısından hayati önem taşıyan bu antidemokratik tüzük uygulamaların düzeltilmesi yönünde, halkın partiler üzerinde baskı unsuru olamadığını görüyoruz.
Bu makus talihin değiştirilemeyeceği inancı zihinlere kazınmış olduğundan halk maalesef teslimiyetçi bir tavır sergilemektedir.
Naçizane düşüncem çuvaldızı politikacılara batırırken iğneyi de kendimize batırma zamanının gelip geçmekte olduğunu düşünüyorum. Saygılarımla.
Hasan TEMEL- hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

