AKP 4. olağan büyük kongresi
AKP 4. olağan büyük kongresi
Adalet ve Kalkınma Partisi 4.olağan büyük kongresini,30 eylül 2012 Pazar günü,Ankara Arena spor salonunda kalabalık bir izleyici kitlesi önünde yaptı.
Ama, kongre demeye dilim varmıyor..Sn. Recep Tayyip Erdoğan dışında parti örgütünden kimseye söz verilmemesi, menfi veya müspet görüş beyan edilmemesi, partinin demokrasi algısında sorun yaşadığını göstermektedir.
Binlerce insanın, Anadolu’nun dört bir yanından toplanarak Ankara’ya taşınması ve hiç bir söz hakkının verilmemesi, siyaset adına kabul edilebilir bir uygulama olamaz.
Siyasi parti kongreleri, belirli bir amaç uğruna, hac ziyareti gibi kutsal bağlılığın tecelli ettiği bir ibadet değil, geçmiş dönemin değerlendirilmesi ve geleceğe yön vermek adına toplumun refahı için yapılacak çalışmaları içermelidir.
.Bu kongre, bir parti kongresi olmaktan uzak, daha çok istismarın tavan yaptıığı, insanların düşüncelerini ifade etmeleri sonucu oluşan fikir teatilerinin, çatışma olarak görüldüğü ve teslimiyetçi bir zihniyet tarafından izlenen,tek kişilik bir resital olduğuna inanıyorum.
Toplumun ve partilerin böyle kongrelere asla ihtiyacı yok.Tamamen siyasi partiler yasasının öngördüğü zorunluluktan ibaret olan bir eylemselliktir..
Çünkü, 10 yıldır iktidarda olan AKP ve kongresi, yazılı ve görsel basında sessiz sedasız, tam askeri bir disiplin içinde, aykırı seslerin çıkmadığı yada çıkartılmadığı bir anlayış silsilesi dahilinde gerçekleşmesi, basın özgürlüğü ve yandaş medya olgusunun ülkemizde hangi boyutlara taşındığının açık göstergesidir.
Bir kongre düşünün ki, bütün kararlar genel başkanın iki dudağı arasında olsun. Ülke yönetiminde söz sahibi olacak olan ve GİK üyeliğine seçileceklerin kaderi tamamen bir kişinin insiyatifine bırakılsın. Böyle bir yönetim anlayışının karşılığı olan, tek adam yönetimine, ülkenin hızla süreklendiğini görmek acı ama gerek.
Bu, ülke demokrasisi açısından endişe verici bir gelişmedir.Kongre öncesi, yazılı ve görsel basının temel gündemi, Sn.Numan Kurtulmuş ve Sn.Süleyman Soylu’nun genel idare kurulunda yer alacakları ve AYM eski raportörü Osman Can, yazar Orhan Miroğlu ile Kürt siyasetinin önemli şair ve yazarlarından Kemal Burkay’ın genel idare kurulunda yer alıp almayacaklarından ibaretti..
Çözülmesi beklenen denklemin bundan ibaret olmasıyla, yazılı ve görsel basının içine düşmüş olduğu içler acısı hali, en yalın şekilde, gözler önüne serildi.
Korku imparatorluğunun ülke üzerine bir karabasan gibi çökmesi, TÜSİAD gibi önemli ve etkili bir kuruluşun başkanı olan Sn.Ümit Boyner’i bile tedirgin etmesi ve Sn. başbakandan korkmadığı şeklinde bir çıkış yapmasını, işin vehametinin daha ileri boyutlarda olduğunu göstermektedir.
Sn.Başbakan’ın ve tavrının, TÜSİAD tarafından, bir sindirme politikası olarak algılanması demokrasimiz açısından endişe verici boyutlara taşınabileceğini göstermektedir.
Parti içine dönecek olursak parti içinde okyanus ötesi ile yaşanan güç kavgasının, bugün olmasa da gelecekte kendini göstereceği, gün gibi aşikar.
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın ustalık dönemi olarak adlandırdığı son genel başkanlık sürecini, parti içi demokrasi kültürünün bir ürünü olarak topluma lanse etmesi, anlaşılır gibi değil.
Ayrıca, ustalık dönemi iddiası içinde olan bir liderin,sıfır sorunla aldığı komşuluk ilişkilerinin tamamını, soruna dönüştürmesi, ustalık noktasında toplumu yanıltma çabası içinde olunduğunu düşünüyorum.
Bu anlayış olsa olsa, ortaya konan beceri yoksunluğunun kamufle edilmesi, insanın kendi kendine rol ve anlam biçmesi ve tabanını kaybetmeme dürtüsünden başka bir şey olamaz.
Kısacası Sn.Erdoğan, çıkacağı cumhurbaşkanlığı yolculuğundan önce, kendi kadrolarını oluşturmakta ve başkanlık sistemi yolunun taşlarını döşeme uğraşı içinde.
Hafızamızı biraz zorlayacak olursak,daha düne kadar, Sn.Ahmet Nejdet Sezer’in cumhurbaşkanlığı döneminde, cumhurbaşkanlığı makamı yetkilerinin fazlalığından şikayet edenler bugün yetkilerin arttırılması ve arttırma sürecinin devam etmesi başkanlık sistemine geçiş özleminin önemli bir göstergedir.
AKP büyük kongresine BDP’nin davet edilmeme şovu yanı sıra Barzani ve Hamas’ın kongreye katılımı, izlenen Kürt politikasının tutarsızlığını ve iç siyasete nasıl malzeme yapıldığını açıkça göstermektedir.
Bazı dostlarımız,iktidar olmakla,muktedir olunamadığını çok sonra anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacağı için hayatları boyunca yaptıkları hatanın itirafından kaçmaya çalışacaklarsa da vicdanen altında
ezilmekten kendilerini kurtaramayacaklardır.
CHP ve diğer sol.sosyal demokrat partilerde merkez yönetim kurullarına girenleri merak ettiğim ölçüde AKP yönetimine girenleri aynı oranda merak etmediğimi söyleyebilirim.
Çünkü tek adam anlayışı partinin iliklerine kadar işlemiş olduğundan kimlerin seçilip seçilmediğinin hiç bir anlamının kalmamaktadır.
Yine de, AKP 4.olağan büyük kongresinin, siyasal yaşamımıza bir şeyler kattığına pek inanmasam da ülke siyasetine ve halkına hayırlı olmasını diliyorum. Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
