İşgal altındaki İstanbul!
İşgal altındaki İstanbul!
45 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Uzun yıllar yöresel dernek faaliyetlerinin her kademesinde görev yaptım.Yöre dernekleri ile ilgili sizlerle paylaşma gereği duyduğum düşüncelerimden dernekçiliğe karşı olduğum fikrine kimsenin kapılmasını istemem.Çünkü böyle bir anlayışın takipçisi olmadığımı bilmenizi isterim.
Müsait olduğunuz gün bir araca atlayın ve ilçenizi, cadde cadde, sokak sokak dikkatlice izleyin,biraz abartılı olacak ama nerede ise her sokak başında bir dernekle karşı karşıya kaldığınızı göreceksiniz.
Bu derneklerin gerçek işlevi ne? Nasıl olmalı? Sorularına cevap arayacak değilim. Bu soruların cevabının çok iyi bilindiğini düşünüyorum.
Derneklerin kuruluş amaçlarına uygun faaliyette bulunmaları esas olmalıdır. Fakat pratikte gözlemlenen aynı bölge insanlarının bir araya geldiği ,memleketlerinden getirmiş oldukları alışkanlıkları uygulama alanı olarak görülmektedir..
Dilimizi, gelenek ve göreneklerimizi, yaşadığımız yere karşı hiçbir sorumluluk duygusu taşımadan yaşayan bizlerin, adeta İstanbul’a karşı bir asimilasyon taarruzunda bulunduğumuz gerçeğini nedense görmek istemiyoruz.
Ömrünün %80’ini İstanbul’da geçiren biri olarak doğduğum köyüm mü? yoksa bana ve aileme kucak açan ve her türlü imkanlarından yararlandığım İstanbul mu? ,vazgeçilmez olan.Şüphesiz ki her ikisi de.
Ama bir gerçek var ki, İstanbul’un dokusunu bozmaya hakkımız olmamakla birlikte bugün itibarı ile İstanbul ,köyleşen,dilini kaybeden,kendi evinde yabancı konuma düşen bir metropol haline dönüştürülmüştür. Bu trajedinin yaşanmasında siyasilerin ve özellikle yerel yöneticilerin sorumlulukları hiç de az değildir.
Siyasi parti temsilcileri alan çalışmalarında özellikle dernek ziyaretlerinde derneklerin olumsuzluklarını göz ardı etmeleri noktasında adeta birbirleri ile yarış halinde olmaları ve seçmenin oyunu alabilmek uğruna yangına körükle gitmeleri kabul edilebilir bir davranış olamaz.
Etnik kimliğe dayalı siyasete çanak tutmanın yanı sıra yurttaşlık bilincinin de zedelendiğini görememek veya görmek istememek hemşehrilik bilincinin yok olmasına sebep olmaktadır. Dolayısı ile yıllarca kendisine kucak açan bu şehir,emekli olduktan sonra terk edilmesi düşünülen ve lanet okunası bir yere dönüşmesi hayli düşündürücü.
Peki çözüm olarak ne öneriyorsunuz diyebilirsiniz? Çok şey söylenebilir.Ama hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi bence ana çözüm kaynağı olmalıdır.Bu konu üzerinde söylenecek kitaplar dolusu bilgilerin topluma aktarılma yolu mutlaka sağlanmalıdır.
Siyasiler ve özellikle yerel yöneticiler, siyasi rant gözetmeksizin bu konuda toplumu bilinçlendirme görevlerini eksiksiz yerine getirmeleri gerekir. Günlük yaşamda kendilerinden istense de taleplere cevap vermenin çok uzağında kaldıkları görülmektedir.
Hemşehrilik bilincinin gelişimine katkı sunan en önemli etkenlerden birinin şehir parklarının ve meydanlarının olduğunu inkar edebilir miyiz? Bu alanda yaşanan yetersizlik ilçemiz için somut bir vaka olup yönde yapılacak çalışmalar derhal hayata geçirilmelidir.
Gaziosmanpaşa meydanı gibi yoğun insan trafiğinin olduğu meydanların çoğaltılması ve en önemlisi güvenliğinin sağlanması sorunun çözümünde önemli bir yer tutacaktır.
Sonuç olarak İstanbul’un yaşam biçimini benimseyen. diline,dokusuna asla zarar vermeyi düşünmeyen ve şehirde yaşayan herkesi hemşehri olarak gören bireylere dönüşmek önceliğimiz olmalıdır diye düşünüyorum. Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
