Siyaset- Siyasetçi ve Ahlak Üçgeni
Siyaset- Siyasetçi ve Ahlak Üçgeni
Siyaset en basit tanımıyla “Toplumu yönetme sanatı” ise yönetme iddiasında olan her bireyde siyaset sanatçısı kimliğine haiz olmalıdır.
Sanat’ın hangi dalı olursa olsun alanında yeterli eğitimi almayanların ortaya çıkardıkları eserle topluma doğru ve sağlıklı mesajlar verebildiklerini söylemek oldukça güç.
Esas olan eğitimin niteliği olsa gerek.
***
Sanat ise en geniş anlamıyla”Yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi”olduğuna göre sanatçının da “yaratıcılığı ve hayal gücünü ortaya koyabilen kişi”olduğunu söyleyebiliriz.
Her siyasetçi bir sanatçı edasıyla hizmet adına kendisini donanımlı kılmaya çalışmalıdır.
Topluma yön veren ve toplumun bilinç düzeyini yükseltme çabası içinde olan bireyler haline dönüşebilmelidirler.
***
Halkın mutluluğu ve refahı için kendini kavga içinde tutan siyasetçilere karşı menfi bir sözümüz olması söz konusu olamaz.
Sözümüz, halktan yetki alıp yetkilerini halk yararına kullanmayanlaradır.
Gelin,ülkemizde,siyaset-siyasetçi ve ahlak üçgeninde yaşanan toplumsal travmaları yüzeyselde olsa kısaca ele almaya çalışalım.
***
Siyasetçi olarak toplumun vekili olma sorumluluğunu ve onurunu taşırken halkın menfaatlerini gözetmemek siyaset adına halka ihanettir.
Fakat bir gerçek var ki siyasi yaşamımızda ahlaki çürümüşlüğün tehlikeli boyutlara ulaştığı bir ülke gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır.
***
Siyasi ahlak noktasında yozlaşmanın en somut örneği,siyasilerin seçim meydanlarındaki vaadlerinin seçildikten sonra unutulmasıdır.
Oysa meclis verilen sözlerin hayat bulduğu alan olması gerekmez mi?
***
12 eylülden sonra işbaşına gelen siyasal iktidarlar kendilerini yolsuzluk bataklığından kurtaramadılar.
Tarih boyunca siyaset,yolsuzluk ve yoksulluk üçüz kardeşler gibi sahnede yerini almış olsa da bu üçlü arasında tek masum olanı yoksulluk ve kader olmasa da bunu en acı şekilde yaşayan halk olsa gerek.
***
Geri kalmış veya gelişmekte olan toplumlarda siyasetçilerin aymazlık içinde olmalarının yanı sıra siyasi ahlak noktasında sebep oldukları tahribatın etkileri,toplumların geleceğini ciddi anlamda tehdit ettiği ve yoksulluğun olduğu her alanda yolsuzluğun orantılı olarak arttığını görüyoruz.
***
Şüphesiz ki yolsuzlukların sorumlusu yoksullar değil,ülke yönetimine talip olan ve halkın oyları ile iktidar olan yöneticilerdir.
Yoksulluk insanların sağlıklı düşünmesini engellemekle birlikte toplumsal silkinişin sekteye uğramasına sebep olur.
***
Yoksulluğun ve yolsuzluğun kader olmadığını bu topluma anlatacak olan yine bu ülkenin aydın insanları olacaktır.
2000’li yılların başında yaşadığımız ekonomik krizin olumsuz etkileri hala yaşanmakta olup iktidar kanadında pempe tablolar çizilmesi ve cari açığın devasa boyutlara ulaşması gerçeklerle yüz yüze gelmemize ve bedel ödememize sebep olmaktadır.
***
Aynı dönemlerde Brezilya ve Arjantin’de yaşanan ekonomik krizin unutulmaya yüz tuttuğunu, bunun sebebinin de siyasetçilerin yani iktidarların halktan yana ekonomi politikalarını devreye sokmakla toplum çıkarlarını gözettiklerini bu köşede birkaç kez dile getirmiştik.
***
Yolsuzluk ve yosuzluk illetinden kurtulmanın yolu o dönemdeki Brezilya devlet başkanı Luiz Inacıo Lula da Silva’nın yoksullukla mücadelesinde ortaya koymuş olduğu sosyal politikaların uygulayıcısı olacak politikacıları iktidara taşımaktan geçecektir.
Lula da Sılva Brezilya’yı IMF’ye borç para verme durumuna taşıdığı gerçeği siyaset ve ekonomi dünyasının bilgisi dahilindedir.
***
Brezilyanın geldiği yeri görünce ülkemiz yönetici profilinin acilen elden geçirilmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.
Bu tür bir dönüşüme katkı sunmak siyasetçi sorumluluğunu gerektirir.
Bu uğurda verilecek her türlü hizmet siyasi hayatımıza olumlu yansıyacaktır.Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
