Siyasi partilerin kuruluş amacı halka hizmettir.
Partiler,tabanda kök salmak ve devlet yönetimi erkinde söz ve karar sahibi olmak için sağlam bir irade ve ideolojiye ihtiyaç duyarlar.
Sistemin kendilerine bahşettiği nimetlerin ışıltısına kapılan bu partiler ne yazık ki, programlarını inkar edercesine sınıf temelli hizmetkarlığa soyunurlar!
Para ve medya gücü ile de halkın çıkarlarına ters düşen politikaları lehteymiş gibi göstererek oy devşirmekte zirve yaparlar.
Lakin istisnai durumlarla yüzleşmek hiç de uzak bir ihtimal değil.
Mesela Kabine’de yer almadan, iktidar partisi AKP’ye koşulsuz destek veren MHP, bu partilerin en somut örneklerinden biri.
MHP, elini taşın altına koymadan çok şey söyleyen ama eylem ve söylem birliği içinde olmadığı algısı gün be gün güçlenen bir parti olmanın zorluğunu yaşıyor.
Geçen ay, her daim gündemden düşmeyen CHP hariç, belki de en çok konuşulan parti oldu MHP.
Çünkü, fikir beyan etmekten imtina etmeyen bir parti olmanın en açık örneklerini sergiliyor.
Nedir bu, MHP’yi rahatsız eden konular!
a. Terörsüz Türkiye sürecinin yavaş ilerlemesi…
b. Başta İBB olmak üzere Belediye başkanları ve alt kadro yargılamalarının gecikmesi…
c. AHİM kararlarına sadakat gösterilmemesi...
d. Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevine iade edilmemesi…
e. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında tutukluluk sürecinin devam ettirilmesi… “
f. Selahattin Demirtaş’ın haksız tutsaklığı…
Ne yazık ki, haklılığı tescilli bu taleplerin eyleme dönüştüğünü söylemek hayli zor olduğu gibi MHP’nin de canını sıkıyor.
Bir de KKTC’de yeni seçilen Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’nn, Kıbrıs Türklerinin eşit ve kurucu ortak olarak yer alacağı federal çözüm modeli önerisi karşısın da Erdoğan’nın, devlet adamlığına yaraşır şekilde halk iradesine saygı esas olmalı çıkışı ile iç siyaset iyice alevlendi.
Yaşanan bu gelişmelerin nihayetinde Devlet Bahçeli,Cumhurbaşkanlığı makamınca düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna katılmayınca siyasi kulisler hareketlendi ve yeni dalgalanmalarla yüzleşmeye başladı.
Verilen bu mesajı, tepki olarak görmek mümkün.
Lakin, muhatabına açık olduğu kadar, muhalefete kapalı bir mesaj olduğunu da görmek gerekir.
Kısaca MHP, sesli konuştuğu halde AKP tarafından duyulmak istenmeyen, doğru okunamadığını anlaşılamadığını düşünen bir parti konumunda.
İnsan bazen, Devlet Bahçeli anlaşılmaktan ziyade tartışılmayı ve istediklerini AKP’den almayı mı düşünüyor acaba diye düşünmekten de kendini alamıyor hani.
Bu nedenle AKP ile bu görüş ayrılığının, bir ittifak krizine yol açıp MHP’nin saf değiştireceğine asla ihtimal vermiyorum.
Oysa bu ülkenin demokratikleşmeye ihtiyacı var. Ama,demokratikleşme adına tek bir adım atmayan MHP’den medet ummanın,biz demokratlar için büyük bir hayal kırıklığından öteye geçmeyeceğini de görmek lazım.
Hasan TEMEL

