HESAPLAŞMA...
HESAPLAŞMA...
33 yıl önceydi...
Bir siyasi parti, ‘Kürt Meselesi’nin çözümüne yönelik bir rapor hazırlar ve kamuoyu ile paylaşır..
Tabiri caizse ülke ayağa kalkar!
Bırakın Kürt sorununun varlığını kabul etmek..
Kürtlerin varlığı dahi, bilimsellikten uzak değerlendirmelerle, örselenmeye çalışılır.
Bu iradeyi ortaya koyan SHP’den söz ediyorum..
Prof. Dr. Erdal İnönü liderliğinde ki SHP’den.
Kendisini buradan bir kez daha rahmetle anmak istiyorum.
***
Çeyrek asırdan fazla bir zaman önce böylesine radikal bir çıkış, ”deli gömleği giymek” ile eşdeğer.
Kısa bir süre sonra da, 7 SHP’li Kürt milletvekili, MYK kararı olmadan Paris’te bir toplantıya katılırlar.
Akabinde, partiden ihraç edilmeleri, sosyal demokratlarla Kürtlerin, birbirlerinden kopuşunun
başlangıcını oluşturur.
Bu kopuş, her geçen yıl, daha da derinleşerek bu günlere kadar gelir ve bu realitenin değiştirilmesi
mümkün olamaz.
O dönemde, kendini ateş çemberi içine atan SHP’de, ağır siyasi bedeller ödemek zorunda kalır..
***
Süreç, SHP’nin bedel ödemesiyle sonlansa iyi.
Ortada korkunç bir bilanço…
40 bin can.
Kimine göre 45, kimine göre 50 bin.
Dile kolay..
Her birinin hayatından ortalama çalınan koca 50 yıl.
***
Gelin birlikte empati yapalım.
33 yıl önce yazılan SHP’nin Kürt raporu hayat bulsaydı tablo nasıl olurdu?
“Bir avuç çapulçu!” olarak görülen PKK terör örgütünün, döktüğü kanın, 1990 yılına kadar bilançosunu
bilen var mı?
300 mü?, 500, 1.000, 1.500, yoksa 2.000 mi?
Belki…
Ama 3.000 olmadığına adım gibi eminim.
***
Ogünlerde masaya oturulsaydı bugün, on binlerce insan, belki de hayatta olacaktı.
Sayın Başbakan’ın Oslo görüşmeleri hakkında muhalefete yönelttiği hakaretvari eleştirileri hatırlayın..
Görüşmelerin olmadığını..
Bunu ispat edemeyenleri müfteri ilan edeceğini..
Devletin terör örgütü ile masaya oturmasının asla söz konusu olmadığını..
“Kürt sorunu gerçekti, hayal oldu!” gibi..
Bir dizi çelişkili açıklamalar, birbirini izler gider.
***
Tüm bunlar yaşanırken ne olduysa oldu..
Kürt sorunu..
Demokratikleşme süreci..
Barış süreci..
Çözüm süreci gibi insanın içini ısıtan tanımlamalar ışığında yol alınmaya başlandı.
Bugün İmralı ile görüşmeler sürüyor..
Şahsen, Sn. Kemal Kılıçdaroğlu gibi kredi tanınmasından..
Ve görüşmelerin, sürmesine de inananlardanım.
***
Bu çözüm sürecine karşı çıkanları da bu günlerde “kan emiciler” olarak suçlanmak moda oldu!
Ya dün neredeydiniz!..
12 eylül faşizmi ile söz de..
28 şubat ile öz de(mi?) hesaplaşanlar..
33 yıl önce neredeydiniz..
O yıllarda SHP’nin çözüm önerisine burun kıvıranlar..
Hatırlayın neler söylediğinizi..
Bir düşünün şimdi..
Ortaya çıkan bu korkunç bilançonun sorumluları kim diye?
***
Aslında kimler olduğu belli,belli olmasına da..
Belli olan bir şey daha var..
Solcuların,sosyal demokratların bu işte masum oldukları..
***
12 eylül ile hesaplaşmaya evet..
28 şubat ile de hesaplaşmaya evet..
Peki, sormak istiyorum; Ya ölen 40 bin yurttaşımızın hesabını kim verecek?
Bunun hesaplaşması, nasıl, nerede ve ne zaman yapılacak yada yapılacak mı?
Suçlular mutlaka açığa çıkmalı!
Aksi takdir de,gün gelir,bu halk, dökülen kanların hesabını soracaktır..
Çünkü, bu toplumsal yara, başka türlü kapanmayacak gibi Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

