Sol, neden iktidar olamıyor? - 1
Sol, neden iktidar olamıyor? - 1
89 yıl, neredeyse bir asır.İnsan ömrü için uzun, bir devletin doğuşu için, kısa bir zaman dilimi. 8.inci Cumhurbaşkanı merhum Sn.Turgut Özal dönemini hatırlarsınız.. İşçi,memur,esnaf ve köylüyü, yani dar gelirli yurttaşlarımızı “orta direk” diye tarif ederdi.
Bende bu yazı dizisinde orta direğin unsurları olarak görülen bu toplumsal kesimleri tek tek saymamak için “orta direk” tanımlamasını kullanacağım.
89 yıllık Cumhuriyetimiz tarihimiz,üç ana dönem üzerinde şekillenerek bugünlere kadar geldiğini düşünüyorum.
1.Tek parti (Atatürk-İnönü) dönemi
2.Menderes-Demirel (Darbeler dönemi) dönemi
3.Özal-Erdoğan dönemi.
Amacım, salt bu dönemlerde ülke yönetiminde bulunan iktidar partileri ve liderlerinin eleştirisi değil, toplumları ve dünya ülkelerini derinden etkileyen köklü değişimlerin, orta direk üzerindeki etkileri ve orta direğin bu süreçte ortaya koyduğu seyir defterini tek parti döneminden başlayarak yüzeysel de olsa sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Malumunuz,600 yıl süren bir Osmanlı geleneğinden gelen bir toplumuz.Türk milleti tarih boyunca merkezi otorite altında yaşamış bir halk olmasının yanı sıra özellikle Osmanlı döneminde ümmetçilik ruhu toplumun derinliklerine kadar işlemiştir.Osmanlı devletinin her geçen gün güç kaybetmesi ile yaşanan toplumsal travmaların, şüphesiz ki orta direk üzerinde büyük etkileri olacaktı ve oldu da.
Bu etkilerin neler olduğunu ve ortaya konan etki ve tepkilerin, orta direğin penceresinden bakarak değerlendirelim.Yanılmıyorsam büyük düşünür Albert Einstein’ın sözü olmalı. “Bir insanın düşüncesini değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur”der.
Birinci dünya savaşı ile birlikte ülke dört bir taraftan işgale maruz kalırken “sarı saçlı dev”in atomu parçalamaya soyunması ve Anadolu yollarına düşüp orta direk ile birlikte bu mucizeyi gerçekleştirme çabasını göstermesi ile bize düşen görev, o vatan şehitleri önünde saygıyla eğilmektir.
Her doğum sancılıdır.Osmanlı saltanatının yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu gibi.Çünkü toplum, özellikle orta direk,demokrasi kültüründen yoksun,biat kültürünün tüm izlerini üzerinde taşıyan ümmetçi bir yapının en karakteristik örneğini teşkil ediyordu.Bu dönüşümü sağlamak için ortaya konan inanç, herkesin göze alabileceği bir girişim olamazdı.
Hasta bir imparatorluğun yurttaşı olmak diyemeyeceğim çünkü yurttaşlık bilincinin olmadığı bir ortamda olsa olsa saltanatın teba’sı olunur.Halk yoksulluk içinde kıvranırken okuma yazma oranı neredeyse sıfır noktasında olunan bir ortamda cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini anlatabilmenin zorluklarını takdirinize bırakıyorum.
Halkın, bu olumsuz şartlarda, ulusal kurtuluş savaşından yüzünün akıyla çıkılmış olsa da,olan biteni kavraması ve ümmetçilikten, millet olma bilincine evrilebilmesi bu kısa sürede mümkün görülmüyordu.Bunun en somut kanıtı,yapılan ilk seçimlerde hilafet özentisi içinde olan milletvekillerinin mecliste çoğunluğu sağlamaları idi.
Devrimlerin geliştirilmesi,yaygınlaştırılması çalışmaları hızla sürerken bütün dünya halklarının acı bedeller ödeyeceği 1929 dünya ekonomik buhranı patladı.Henüz emekleme döneminde olan bir devlet için altından kalkılabilecek bir kriz değildi..Beklendiği gibi açlık ve sefalet,devrimlerin gelişmesine engel olurken diğer yandan iktidara karşı da başkaldırı hareketlerinin kendini göstermeye başladığını görüyoruz.
10 Kasım 1938 de, Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikali ve tıpkı 1.Dünya savaşında olduğu gibi emperyalistlerin, yeniden pazar arayışı içine girmeleri ile 2.Dünya savaşının başlaması orta direk için kıyametin alameti değil de ne olabilirdi?Gün yüzü görmeyen bu yoksul halkı artık daha zor şartlar bekliyordu.CHP tek parti iktidarının, göstermiş olduğu savaşa katılmama başarısı, koşulların dayanılmaz oluşundan olsa gerek orta direk tarafından CHP’ye bedel ödetme şeklinde geri dönüyordu. .
Bu dönemde Sn. İsmet İnönü liderliğindeki CHP’nin çok partili sisteme geçiş kararını alması,Atatürk devrimlerinin kökleşmesini henüz tamamlayamaması ve başka bir yazı konusu olabilecek bir dizi yanlış uygulamalar, orta direğin farklı denizlere dümen kıracağının en somut göstergesiydi.
Beklendiği gibi yine Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılanların, Adnan Menderes genel başkanlığında kurduğu Demokrat Parti,”Yeter,söz milletin” sloganı ile 1950 yılında yapılan seçimlerde tek başına iktidara geldi ve sol’un artık tek başına iktidar olmasının hayal olduğu bir dönemin başlangıcı olacaktı.
Bu günlük burada nokta koyalım ve birkaç gün sonra ikinci etap olarak gördüğüm Menderes-Demirel döneminde yaşananların seyir defterini sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

