Sol, neden iktidar olamıyor? - 3
Sol, neden iktidar olamıyor? - 3
Tarih,12 Eylül 1980.
Gece, sabaha karşı aşina olduğumuz, rahmetli Hasan Mutlucan’ın seslendirdiği kahramanlık türküleri ile uyanıyoruz! Karanlık ve ne yana sürükleneceğimizin belli olmadığı yolculuğa çıktık. Haksızlık etmeyelim! Gelecekle ilgili bilinen bir şey vardı.O’da ezilen,yoksul kesimlerin az da olsa sahip olduğu demokratik haklarının, daha da geri çekileceği ya da ellerinden alınacağı.
Aslında bu sürecin başlangıç noktası, 24 Ocak kararlarıdır. Bu kararların mimarı ve uygulayıcısı Turgut Özal’ın, Türkiye siyasetinin en önemli figürü haline geleceği kısa zamanda kendini belli etmişti.Süleyman Demirel’in şapkasını alıp kenara çekilmesi ve darbecilerle,Turgut Özal’ın yol alması ve sivil yaşama geçişte parti kurmasına izin verilmesi, belli olan siyasi ve ekonomik cizgisine, darbecilerin de onayı anlamını taşıyordu.
Yeniden sivil yaşama geçişte ortaya çıkan tablo tüyler ürperticiydi.Emeğin,yani orta direğin sahip olduğu demokratik kitle örgütleri,sivil toplum örgütleri ve 70’li yıllarda altın çağını yaşayan sendikalar kapatılırken bu kurumlarda örgütlenen emekten,özgürlükten,adaletten yana olan tüm yurtseverlerin üzerine karabasan gibi çöken yıllar, birbirini izledi.
Artık her şey kolaydı.Kolu kanadı kırık ve ezilen bir sol.Sendikaları kapatılmış ve sindirilmiş bir işçi sınıfı.Bir taraftan demokrasi,insan hakları savunuculuğu yapılırken, laikliğe ve cumhuriyete yönelik vurgularda dikkat çekiciydi.Ortaya çıkan tablo,sermaye açısından tehlike olarak görülen tüm engellerin ortadan kalktığı,terörden yorulmuş bir orta direk ve altın tepside darbeciler tarafından Turgut Özal’a sunulan bir iktidar.Kısacası bir nesil istenildiği gibi dizayn edildi.
Radikal çıkışlar ve uygulamalar içinde olan bir ANAP ve onun lideri Turgut Özal vardı.Orta direğin gözünün içine baka baka asla olumlu yönde sonuç vermeyecek ekonomi politikalarıyla halkın kurtuluş reçetesini yazması ve halkı buna inandırması iki dönem tek başına iktidar olmasını sağlıyordu.Hiçbir demokratik ülkede görülemeyecek ve insanı dehşete düşüren açıklamalar ve ekonomik uygulamalar bile halkın desteğini engelleyemedi.
Ne diyordu sayın Turgut Özal? “Benim memurum işini bilir”, “Anayasayı bir kere çiğnemekle bir şey olmaz” gibi çağ dışı çıkışlar, halk nezdinde döviz alım satımının serbest bırakılması,dünya ile yarışacak güçlü Türkiye iddiası ile üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine geçiş yollarının taşlarını büyük bir ustalıkla döşüyordu.
Halk 1980 öncesi yaşanan ekonomik krizlerin koalisyonlardan kaynaklandığına inandırıldı.Egemen güçler, iktidarlarını sürdürebilmeleri için her seçim döneminde yeni seçim sistemleri ile halkın karşına çıktılar.Bu oyun bile büyük Türkiye umudunun ekonomik ve siyasal istikrarın bir parçası olduğu şeklinde halka dayatıldı ve başarıda sağlandı.Fakat bir türlü halkın refah düzeyi yükselmiyor emek çevrelerinin ücretleri her geçen gün erimeye yüz tutuyordu.
Orta direk bel vermekteydi.Örgütsel yapıları dağılmış,yeniden örgütlenme gücünü kaybetmiş olan emek çevrelerinin egemen güçlere karşı direnç göstermesi mümkün olmaktan çıkmıştı.Artık gücü kalmayan dar gelirli kesim yani orta direk “El veriyor el veriyor,orta direk bel veriyor” şeklinde türkülere konu oluyordu.Bu gelişmelerin yanı sıra Özal ailesinin hırsları,hanedanlık ve saltanat gösterileri orta direğin güven kaybına ve ikidardan hızla uzaklaşmalarına sebep olmuştu.
Artık bugünkü AKP iktidarının dayanak noktasını oluşturacak olan koalisyonlar döneminin yeniden başlaması kaçınılmazdı.2002 yılına kadar sürecek olan 10 yıllık koalisyonlar dönemi de toplumsal acılara merhem olamayınca yeniden tek parti iktidarlarının kurtuluş reçetesi olduğu inancı güçlenmeye başladı ve ilk semeresini 2002 yılında yapılan genel seçimlerde AKP iktidarı ile verdi.
10 yıllık AKP iktidarında da değişen hiçbir şey yok.Sadece her zaman olduğu gibi iktidarlarını sürdürebilmeleri için yöntemler değişti.Sosyal yardım maskesi adı altında sadaka toplumu yaratıldı ve yapılan yardımlarla şükredilen kurumlar haline kendilerini dönüştürmeyi başardılar.
AKP döneminin, diğerlerinden farklı ve süre olarak daha uzun olması kaçınılmazdı. Çünkü,siyasete ve siyasetçiye olan güven tamamen kaybolmuş ve örgütlenme melekesini yitirmiş bir toplum ile yüz yüze kalındı.Ayrıca 1980 darbesinin yaşattığı toplumsal travmaların çocuklarımız tarafından yaşanmaması isteği örgütlenme bilincinin gelişimi örselemeştir.Bu makus talihin değiştirilebilmesi için yine de mücadeleden kaçmamak gerektiği kanısındayım.Çünkü tarih mücadeleler tarihidir.
Bugün genç cumhuriyetimiz,89 yaşında olsa da yaşlanan her geçen gün değer kaybeden bir elmastan farksız sanki.Cumhuriyetimizin ilk 25 yıllık tek parti döneminde yaratılan değerler 1950’den sonra teker teker yok edilse de bitiremediler.Çok partili sistemle birlikte oluşan girdap hala etkisini sürdürürken,toplumun bu girdaptan kendini kurtaramadığını görüyoruz.Saygılarımla.
Hasan TEMEL hasan@temel.us
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

