Bir yer düşünün…
Bir zamanlar kalabalığıyla, hareketliliğiyle, sokaklarındaki canlılıkla dikkat çeken bir merkez olsun. Esnafın yüzünün güldüğü, sabah başlayan hareketin akşama kadar sürdüğü bir yer…
İşte Küçükköy tam da böyle bir yerdi.
Bugün ise aynı sokaklarda dolaştığınızda bambaşka bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Kalabalığın yerini sessizlik, hareketin yerini durgunluk almış durumda. Ve bu değişim bir anda olmadı… Adım adım geldi.
Önce vergi dairesi gitti.
Ardından beşyoldaki adliye taşındı.
Küçükköy merkezdeki Halk Eğitim Merkezi kapandı, Emniyet Müdürlüğü taşındı.
Ve son nokta…
Küçükköy merkezde kalan adliyenin son kısmı da gitti.
Yetmedi.
Bölgenin yükünü çeken iki büyük hastane de kapandı.
Peki ne kaldı geriye?
Bugün Küçükköy’de konuştuğunuz her esnaf aynı şeyi söylüyor:
“İşlerimiz ciddi şekilde düştü.” ‘’İş yok!’’
Çünkü o kurumlar sadece birer bina değildi. Her biri binlerce insan demekti. Sabah gelip akşam giden memurlar, çalışanlar, hastalar, ziyaretçiler… Yani çarşıya, pazara, lokantaya, kırtasiyeye can veren bir insan akışı.
Şimdi o akış yok.
Bu kaybın en ağır yükünü ise esnaf taşıyor. Gün içinde kepenk açan ama akşamı zor eden işletmelerin sayısı her geçen gün artıyor.
En acısı ne biliyor musunuz?
Bu değişim yüksek sesle tartışılmadı. Büyük tepkilerle karşılanmadı. Küçükköy sessizce boşaldı… Sessizce küçüldü… Ve bugün sessizce “köye dönüştü.”
Oysa burası, Gaziosmanpaşa’nın en önemli merkezlerinden biriydi.
Şimdi sorulması gereken soru şu:
Bir bölgenin elinden bu kadar çok kamu kurumu alınırsa, o bölge nasıl ayakta kalır?
Cevap ortada.
Küçükköy bugün sadece hizmet kaybı yaşamıyor. Aynı zamanda ekonomik, sosyal ve hatta psikolojik bir gerilemenin içinde!
Eğer bu gidişata “dur” denmezse, yarın konuşacağımız şey sadece iş kaybı değil, kimliğini yitiren bir semt olacak.
Küçükköy hâlâ kurtarılabilir mi?
Evet… Ama bunun için önce gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Küçükköy köye dönmedi…
Küçükköy, göz göre göre köye dönüştürüldü.

